Blog Listem

aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2011 Salı

Ramazan,bir ılık huzur...

Bir kalemde şöyle dile gelmişti Ramazan ayı;

kapıları camları sımsıkı kapalı bir evin içinde olmak gibidir .Işığın siliciliği biter ve karanlıkta hiç görmediklerimiz belirmeye başlar.


Ilık ve güzel bir esinti gibi doldu sofralarımıza, gönüllerimize fedakar verici çiçekler açtırdı, mazlum da, aç ta ,muhtaç ta birer birer döküldü gözümüzün önüne,

lakin nefsimiz bizi doyurmakla meşgulken göresimiz gelmiyordu hiçbirini...



Sıcak, olacak olmayacak diye başlayıp bulmuşken bugünü ve şükürlerin sonunun bir bayramla buluşmasına sayılı günler kala iftarları ve sahurları hazmediyorum son demine kadar.

Yemekten önce sofraların bereketi, birlikte olmanın hikmeti, gönülün ferahlığı, aklın rahatlığını, sahurda alacakaranlığın güneşi müjdeleyen heyecanlarını,bol bol zikreden elleri seyirle zevkediyorum.

Kalbim aklım bir küçük çocuğun gözünün bebeğine dolmaya başlayacak yaşın ışıltısını görebilecek kadar hassas, ruhum yokluğun aslında ne büyük faziletler getirdiğini izah edercesine mağrur...


Gitmesini hiç istemediğim,her gidişinin ardından sanki hayatın ışıltılarını kaybetmişim gibi hissettiğim ruhumun avucumun içinde tuttuğum nadide bir zaman Ramazan...

Daha çok sevindirilen çocuklar gördüğüm, sitemi, şikayeti, fazlayı, ölçüsüz istemeyi kalbime gömdüğüm bir rüya...

Ve bayram,

sabahları yeni ile temizle donanılan ,sevindirmelere gidilen,

hep gittiğimiz evlerin daha şen,lokmaların daha tatlı, ikramların daha bol olduğu o bayram...



Çocukların ellerinde şeker,kollarında umuttan çiçekler, gözlerinde sevdikleri ile sevdikleri gibi olmanın verdiği fer...




Camilerin içinde dizlerinin üstünde o serin havayı ruhuna şifa ile içine çektiğin,büyüklerini ziyaretinle sevindirdiğin, gönül gözünle nefsini perdeleyebildiğin, hissetiklerimizi seninde hissedebildiğin Ramazanların,bayramların olsun oğlum...



Hayat inanmak,doğru yaptığına inanmanın basamağında mutlulukla yaşamak ve inanmış olmanın verdiği huzur ise eğer,şükürler olsun bugünü gören halime ve yine şükürler olsun bunu bana yaşatan Rabbime.....


Annen













































14 Haziran 2011 Salı

18 Nisan 2011 Pazartesi

Rüzgarlı Pazar günleri...



Ne yapıyorduk eskiden biz...Hafta sonları soluksuz gülmelerle böyle dolu dolu mu geçiyordu?



Başbaşa yemek mi yiyorduk baba ile? Sinemeya mı gidiyorduk,olmadık bir saatte olmadık bir yere mi kaçıyorduk, sosyal miydik yani eni konu...



Peki hangisi sizden olanın mutlulukla dolan gözlerinin içinden geçtiğiniz ve sizi birleştiren o muazzam anlarda çooook mutlu bir aile yapıyordu sizi...



Ben miydim bunları söyleyen...



Ben...



Ve eğer bensem tüm iki kişilik listelerimin bozgununa kafası atmış hallerime hatırlayanlara hitabendir sözlerim..Bir çocuğun gözlerinden yaşamak gerekmiş hayatı,şimdi meydana çıktı tüm gerçeklerim,özlerim..



Bir pazar günü ardından,yorgun ve huzurlu ruhumun nağmeleri bunlar...





Resim çekmeye dolayısı ile hatıra biriktirmeye ve sonunda Rüzgar ın sayfasında paylaşma keyfi ile bir UUUnusss(Yunus) gösterisi ile şekil attık programa...





Hayvan gösterilerini destekleyemen fikrim,Rüzgar ın balıklara ve suya olan ilgisine binayen illaki nasıl eğitim verildiğini sormak şartı ve baba nın rahatlatan açıklamaları ile bizi bir saatlik Yunus Gösterine götürdü.




Teyzesi,annesi,babası,kendisi aldı gitti Rüzgar bizi...









Hayatla tanıştırırken çocukları bazı şeyleri resimden değil de bizzat cisimden göstermek güzel, ama bu gösteri boyunca Yunus balığı kucaklamak istettiricek kadar maskaralıklar da yapınca hep gördüklerimin arka planını düşündüm,




Eğitimcilerinin Rus olması sebebi ile, sevecen komutlarının ciddi bir karşılığı varmıydı o güzel yaratığa karşı öğrenemedim.Havuz ne kadar derindi,bir okyanusu neden hakedemedi bu muazzam şey düşüncelerime hükmedemedim.










Deniz aslanı da vardı, zannımca tümü yağdan oluşan vücudu ile hayatı zor bir hayvandı.


Ama enteresandır ki tribünlere kadar inip süzülcek kadar da hareketleri kolaydı.








Benim tatlı Cücem kendi boyutunda kimi görse peşine takıldı,uykusu olmasına rağmen coştu çoşturdu,







Açık havaya çıkarıp ördekli,köpekli çimenlerde salındı gitti...










Her ne kadar kıvamı sert bir bahar havası olsa da

ne yapalım gün bizimdi,zaman bizimdi,çimenler bizimdi...







Babadan market usulü pikni


ğin arasında yedi içtii,teyzesi ile birlikte çimleri parlattı biçti,








Yeni gelen baharı kutladı erkenden...




Babaya hayran dış hayata ne kadar ilgili bir çocuksada en çok anne kelimesi çıktı yine o öpülesi ağızdan, hiç birini kaçırmadan her birini onun güzel lakapları ile süsledim, bir ailem olmasının arzu endamında dakikaları altından kıymetli Pazar günümü beynimin her kıvrımına hapsedercesine gözledim.




Hepimiz bu keyifle birşeyler yerkene bir yerlede; sen çoktan kollarımda akşam uykuna daldın...Yorgun ama mutlu bir yüz ifadesi ve avuç içimizde ellerinle...




Çok seviyoruz ANNECİMMM....








11 Nisan 2011 Pazartesi

Turkuazoo altında 20.000 fersah...





Zamane çocukları, zamane anneleri, zamane gezi yerleri, zamane oyuncakları uzasın gitsin....




Hakikatten bu zaman ne zaman sa; tuhaf yenilikleri birtürlü bitmiyor, oluruna bırakmak yok artık herşey düzen ve nizam içinde ve insanoğlu full takipte..






Pazar sabahı hava muhalefetini inşallah mevsimin son kapalı mekan gezisi ile geçiştirelim diyerekten,evvel zaman,kalbur samanda alıp kenara attığım Turkuazoo akvaryum biletlerini uygulamalı geziye çevirelim dedik.












Lakin tarih Pazar,en kuytu yer bile kalabalıktan azar halde olunca kahvaltıda İKEA yapak ta,peşine akvaryumu katak didik.




Appar ile toppar olan Rüzgar ın anne ve babası bir hurra evden 10 den önce çıkabilince en geç 15 dk da mekana varıverdik,




Ama Maşallah ülkem insanı, çocuklusu,adamı kadını çok daha erken davranıp bizden boş bir masa bulmak için başka bir çocuklu hatun kolumdan kalkıyoruz diye çekeleyene dek ayakta kalana dek doldurunca mekanı öyle bir kal geldi durumu aldı bizi...




Bir poz isterdim bu vah vah hale dışarıdan,bu zamane nin eziyeti de pek şahane cinsinden...




Gül gibi evimde tereyağıma bal sürmek varken, tabildot usulü bol sıra beklemeli yemeği alıp gelen babişkoyu beklemek, kudurukluğu kalabalıkla hat safhaya çıkan haylaz Rüzgar ı zapdetmek,dolayısı ile de yemeği başbaşa değilde paslaşa yemek kabil oldu.








Gelelim Akvaryuma...




Hiçbir AVM den,hiçbir AVM deki etkinlikten keyif alamayan,


rehavetten, o yalancı ışıklandırmadan, hapsolmuşluk duygusunsan nefret eden ben


bu defa keşke bir AVM de değilde bağ bahçe dibinde olaydı dediğim akvaryuma girip yeryüzünü terki diyar eyledik.










Eğlenmediki mi eğlendik, öğrenmedikmi öğrendik, keyiflenmedik mi keyiflendik.


Rüzgar kuzum inanılmaz heyecanlandı, dili sürçtü,koştu yere düştü,balıklarla konuştu,arada korktu ama acayip coştu.








Mevzu bahis hoş,ortam güzel balıklar çeşitti,sinema salonu edasında karanlık ve bana göre biraz daral getirirvariydi.




Adı üstünde işte kocaman bir akvaryum, mesele Rüzgar uyarmaktı daha çok, daha çok algıları açmaktı amacına ulaştı ama yine bir AVM ye çıkmak sıkıcı idi.


Girişte ne olduğumuzu anlamadan hurra çektirdiğimiz anı pozu köpek balıklı sahneye uyarlanınca ortaya çıkan fotomontajik resmimizi de(buraya bu komediyi eklemek istemedim) günün özetiydi.













Başka bir balık serüveni için yenilenir mi bilinmez ,ama Türk insanıyız ya tuhaflık vari zihni sinir bir icadımız varsa görülmeden edilmez...:)




Sevgiler...




Ebru