Blog Listem

15 Kasım 2011 Salı

Minik eller iş başında _4

Evde bir cino var bizim artık,çat kapı gelmiş gibi...
Hiç küçük olmamışta bugünkü zamanda dünden doğmuşuz gibi...

Saati saatini tutmayan bir cinomatik...

Muhabbet cinosu,oyun cinosu,yaramazlık cinosu,laf ebesi cinosu,evin reisi cinosu,huysuz şirin cinosu,evin altını üstüne getirme cinosu....ve işte nesi nosu...

Ortalıkta boyumuzun yarısı kadar kocaman fırıldak gözlü her an bir yeni bomba ile ortalığı darmadağan eden bir küçük fincan cini...







Şimdi böyle bir tabiatla baş etmeye çalışırken onun kendi yönettiği değerli vakitlerini benim münasebetsiz aktivitelerimle bölmek zor oluyor tabi,kendileri durumdan zaman zaman hoşnutsuz biliyorum :)


Dolayısı ile eylemleri ile sabotede bunu da görüyorum.


Un poşetini devirebilir,fırını siz anlamadan 250 derece de bir saat çalıştırabilir,








Yaptığınız arılarla biraz haşır neşir olup sonra gözlerini oyabilir,








Veyahut sizi gemi istiyorum diyip saatlerce uğraştırıp sonra klozetinizin içinde yüzdürmeye çalışabilir.






Ve tüm bunlara hayretler içinde kalırken siz,o kahkaha üstüne kahkaha atabilir.


Ama bir yerlerde her zaman onun için iyi bir şeyler yapıldığının kıymetini bilir ve size olmadık bir anda bunu gösteriverir.


Belki eve gelen arkadaşına bak biz yaptık diye gururlanır,belki yanağınız olmadık bir anda cimli cımlı bir öpücükle onurlanır...


Size de bir çocuğu yönetmenin bazen imdat noktasına çıkaran kara delik anlarını bir çırpıda unutmak kalır...



Seni seviyoruum....


Hepsi bu!


Ebru























1 Kasım 2011 Salı

Herkes ÖZGÜR doğar...(22.ay)





Herkes özgür doğar diye bir başlık okudum bir kitap kapağında,ne kadar basit ve net...

Herkes özgür doğar,her çocuk özgür gelir dünyaya aslında...

Zaman ilerler sınırlamalar başlar, iyi yada kötü niyetle örselenir özgürlükler ve birilerine bir şeylere bir yerlere bağlılık artar.

Sanılır ki bağlılıkları çoğaldıkça daha normal ,daha uyumlu oldukça daha mutlu olacaktır.

Oysa bağlandıkça ve bağlatıldıkça bir şeylere kaçınılmaz şekilde hayatta alınmış en bakir özgürlüğü yok olacaktır.





Buna sebep olabilirim ben çok zaman annecim, bilmeden istemeden özgürlüklerini de sınırlayabilirim veyahut bilinçli bir şekilde ve bunu sana mütemadiyen ima ederek sana bana bağımlısın mesajı da gönderebilirim.

Ve içine bir aidiyet duygusu ihtiyacı ve ya güven kayıpları nameleri salmış ta olabilirim.

Ama aslında her insan özgür doğar bunu özde hep düşünmekteyim.

Dünya ahalisinin; o iki güzel göz yoktan var olurken ; kendisini daha çok yok saydığı bir dönemde minicik fikrine gönlünce yaşam hakkı tanımış hür bir varlıktır.

Yapmak istediklerine müsade edilenin dışında kileri denemek için deliler gibi isteklidir.




Kendi bahçesine ayak basılıp siyahlarına beyaz, allarına mor dendikçe şekillenir işte, anlaşıldığı, kabul edildiği yerlerde daha çok kendini arar.İşte sömürgeleştirilen yüreğinde büyümeye yolculuk böyle başlar.

Terrible two denen ideolojikleştirilmiş dönemden geçiyormuşsun uzzun kelamın kısası...

Bu dır dirli cümleler hem kendimden hem senden seçme tecrübelerim yargıları,emin olduklarım...

Zorluyorsun dünyanın sınırlarınuı ama idaresi felaket değil...

Bende bunu seninle öğreniyorum.

Kalabalık bir ortamda senin iyiliğini isteyen her yetişkinin 3dk da en az bir komut attığını ve bunu bir yetişkin bir insanın bile kesinlikle kaldıramayacağını düşünürsek senin işinin daha sabır gerektiğini anlıyorum.

Sende buna yanıt gibi hayır demek için sadece hayır diyorsun, donduğun halde montunu giymiyorsun, düştüğün halde yine çıkıyorsun, benim istediğimi giymiyorsun, 1 dk önce istediğin unutup başka birini istiyorsun, daha çok ben, daha fazla ben yapppıcam diyorsun, engellenmekten nefret ediyorsun,ben varım diyorsun kıssadan hisse.

İtiraf edeyim bocalasamda kendi kurallarımı çerçevelerken,bazen kendi koyduğum kuralı ezsem yada yenik düşsem de, bazen hayatta hiç olmadığım kadar net görünsemde acemiyim,acemiyiz ebeveynce...

Şimdilik mantıkla sarmal kısıtlamalarımıza önem verip, herşeyi yapabileceğine olan inancımızı sabrımızla sana sunuyoruz.

Gerisi zaten hikaye,gerisi bolca çocuk kalman temennisi ...

Sevgiler

Annen

26 Ekim 2011 Çarşamba

Küçük Kuş ve Beyaz Mermer Şehir....



Kaf dağlarının eteklerine kurulmuş bir şehirdi orası,bulutları turkuaz hareli, gökyüzü manalı kifayeli...



Kandiller ışıldardı geceleri ve yıldızları kıskandırırdı kendine, yemyeşil çimenlerini ılık rüzgarların dövdüğü bahçelerde meyve kokuları saltanat sürerdi.


Yarın hiç düşünülmezdi burada dün de ona keza, çünkü bugün hatta bu anın dayanılmaz güzelliğinde vardı mutluluk,bu bilinirdi,


Sahip olunan hakikatti ve sahip olunacak olan hayal, hakikatin kucağında şükürle keyifli hayaller kurulurdu.

Fıtratı dupduru gönüllerde güzel olana bir aşk,dilde güzel olanı söylemeye bir telaş vardı....



Çünkü buraya uğramamıştı kızgınlık, o dağları delen öfkeyi hiç duymamışlardı. Hırsların,insani tuhaflıklarının bazen fesatlıklarının olduğunu hiçkimse öğretmemişti, bilmiyolardı suya atılan bir taşın bir büyük denizi dalgalandırabildiğini...



Bilmek istemiyorlardı ızdırabında değil,bilmemenin masumiyetinde yaşıyorları çünki...



Bir kitap okuyorum şimdilerde,küçücük bir kuşun bile cüssesine bakmadan beyaz mermerli bir şehri tam kanayan yerinden yararak deşebilerek yerlebir edebileceğini anlatıyor fikrime sığamamacasına...



Korkuyorum çok zaman, şimdiki gibi hep yanında olamamaktan,...


Bu nevrotik bir korku oysa, asla seni tamamı ile koruyamam ve sana bu saatten sonra böyle bi şehir kuramam biliyorum...

Bana bu şehri hayal ettiren ne biliyormusun?



Ya dünya dönsün böyle bir kıvamda dursun...Ya da bana seni geride bırakacak kadar kuvvetli olduğunu göster ileriki bir zamanda ne olursun....

Seni çok seviyorum Balığım..


Gördüğümü sindirebilmem ümidi ile...

Ebru

6 Ekim 2011 Perşembe

Minik eller iş başında _3 (Bİr çOcuKlA YaŞAmAK)





Resimler de güneş ışığı yok hiç, zaman hep akşam çünki...


İş mesaisinin bitipte ev mesaisinin tuhaf bir seyirde başladığı zamanlar.


Yemek yemenin, bir film izlemenin ertelendiği, gerçeklerin perdesinin kapanıpta güzel yüzlü bıkana dek oyunlar diyarında keyfe keder eğlenildiği vakitler bunlar...




Kağıttan hayatlar,boya kalemlerinden hayaller,kitaplarda başka alemler bambaşka düşler keşfedildiği,insanın minicik bir eşya ile nasıl deliler gibi sevinebileceğini şahit olduğumuz çocuksu bir kaç saat...





Bir çocukla yaşamak; inişli çıkışlı haller yüklü entarisini çıkarıp üstünden ,yeniden başlamaktır herşeye, başka bir boyute geçmek,evrene hükmetmektir.




Sabır göstermek bazen en istenmeyecek şeyi isterken o ve sabırsızlandığında tüm gün sabır ettiklerini getiriverince aklına onun bu çocuksu talebine gülüp geçmektir.










Bir çocukla yaşamak sarılıp tüm hayellerine uzun yolculuklara çıkmaktır.


Oturup hayatının başına tüm olabileceklerin olabilirliğini seyre dalmak, bir anlık değil uzun bir zamanlık mutluluğun çok basit eylemlerin ardında gizli olduğunu gözlerinle görmektir.




Tren vagonlarına sevdiklerini yüklemek, kral olup masallarda taçlanmak,bir tırtıl olup bir elmanın tadına bakmak,hem var olup bedenince alemde, ruhan tamamen yok olmaktır.





Bir çocukla yaşamak asla tam olmamaktır, hep bir arayışın peşinde ilerlemek,daha çok bilmeyi istemek,bildikçe ilerlemek,ilerledikçe daha çok eksik hissetmektir.




Yeni teknoliji ürünü bir zamanın dört haneli senesinin tüm aksilikleri peşine taktığı bir iş gününün akşamında bir çubuğa dizili boncuk,bir beyaz sayfada küçük bir çizik olmaktır bir çocukla yaşamak...









Ve bir çocukla yaşamak en çok yeni baştan yaşamaktır.İlk kez yürümek,ilk kez gerçekten gülmek,güzel şeylerin var olduğuna ve yaşadıkça var da olacağına inancını bilemektir.Yaşadığına sahip olduklarına ve bazen olmadıklarına ağlayarak şükretmektir.




Aksiliklerin, küçük bir bedende nasıl manasını yitirdiğini gördükçe,tüm küçük dertleri avuçlarında eritmektir.







Girip onun huzurlu kuytusundaki masalsı ormana,usul,sessiz,sakince ağaçların hışırtısını dinleyip göğsüne koyduğu sıcacık başı ile ısıttığı yüreğinin yalnızca bu an duyabileceğin sesini dinlemektir...









annen....








































































































































































5 Eylül 2011 Pazartesi

Bizim bayramlarımız,şenliğimiz sensin...





Düşünüyorum da bir 20 sene önce ben 8,9 yaşlarında iken özel bişeydi bayram.

Çok eski değilim hatta genç zamanlarımda bile sayılabilirim ama çocukluğumu düşleyince bayram için içim titriyor halen...




Ailemizin daha çok bayramlarda alabildiği yeni kıyafetlerimizin alınma telaşı, kurbanlık koyunumuz ile dedem kendisini kesmeden hemen önceye kadar kurduğumuz muazzam dostluk, bayramdan bayrama şehir dışından gelen halam sayesinde görüştüğüm kuzenlerim, erken kalkılan sabahlar ve ziyaretler için sonu annanemlerim Çatalcanın bir köyünde biten uzun ziyaretlerimiz...


Bayram bu, bayram beklenen, bayram annemi en güzel göründüğü halleriden birinde, babamı ailece tüm gün bizimle gördüğüm nadir günlerden...


Harçlıklarımla alacaklarımın hayallerini günler evvelinden belli ettiğim ama nasıl oluyorsa her seferinde o kadar parayı bir şekilde mutlulukla çarçur ettiğim zamanlar...








Bayram yenilik,neşe, sevinç, paylaşmak ve hep mutlu olmak kafamda...


Neden şimdi bunları anlatasım geldi ?

Bayramın Ağustos sonuna gelen 9 günlük tatilini bir sayfiyede geçirmek için envai çeşit otel,motel arayışlarımın bir şekilde bir yerde son bulması ile İstanbul' dan uzak ziyaretsiz, yine mutlu ama bayram manasında kifayetsiz geçirdiğimiz ilk bayram olması neticesi heralde biraz dibe daldırdı beni...



Ailelerimizi bırakıp gitmek hiç istemedik, o zaman aileleri alıp gitmeliydik.Nasıl oluyorsa tüm egeyi ve yakın akdenizi doldurmuş memleketimin ahalisinin sayesinde en son soluğu Edirnenin Keşan ilçesine bağlı Erikli köyünde aldık.


Cumartesiden Pazara 7,8 gün deniz kum güneş,muhabbet eyledik,

Saçlarımıza Rüzgar ve güneş değdirdik

derin nefesler aldık ormana doğru pek iyi aman pek iyi geldi...










Evvelden çok defa da yadırgamışlığım vardı bu bayramda büyükleri bırakıp kaçmalara,çocuklara bayrama benzemeyen yerler açmalara ama bu Ramazan sonu bizi de tatile çıkarıverdi işte.







Bayram sabahı evin erkekleri yine camiye gitti, evde hanımlar biraz daha ciciler giyindi,kahvaltılar hazırlandı,eller öpüldü,bayram harçlıkları verildi.


Rüzgar sabah annesi ile uyandı,yeni bayramlıklarını giydi kuşandı,dedesini babasını bekledi,harçlıkları ceplerine ekledi,şeker bile topladı.


Üstüne bir de kocaman bir akülü motoru oldu bıdığımın bayram hediyesinden,biliyorum fikrinde bu kadar güzellikle bayram bir şekilde yer etti...








İstediğimiz de buydu,bayram adabının güzel adetleri hiç bitmesin,öyle güzel bir zamanki asla alelade geçmesin,20 sene öncesinden 20 sene sonrasına bir ucundan mutlaka yakalayabilsin.





&












&







&








&






&





Bayramın yanında misgibi havayı besleyen ılık bir bahar rüzgarı eşliğinde sığda bir denize girince değme oldu keyfimize, günde Rüzgarın 50 den fazla deniz atlamaları, kocaman kollukları,ıslak kirpikleri,sürekli bir satıcıdan bir şey ister halleri,mutluluğu vardı avuçlarında...


Dönmek istemedi, güzel şeylerden dönmenin ne demek olduğunu da biliyordu sanırım artık....






Bazen onunda bizimle çalışıyor olduğunu düşünüyorum yalan değil,sabah erken kalkıp yola çıkıp ananesine giden akşam olmasını bekleyen, tatillere sayılı günlerde çıkan bir çocuk o, doyasıya yaptığı şeyler ne kadar doyduğu ile sınırlı...








Şükür ammavelakin bu hale de,bu hallerde olabilen bu güzel karelerdeki keyifli ailemin sağlığına ve yanımda oluşuna bin şükür...


Hepinizi çok seviyorum.


Ebru.