Blog Listem

26 Şubat 2011 Cumartesi

OrDa BiR OyUn GrUbU KuRdUk uZaKtA!!!!


Çocuklar dünyaya paylaşımı,bütünlüğü,barışı,gülen yüzleri güzellikleri getiriyorlar birlikte...Tertemiz yüreklerinde en büyük mutluluklara, en masum kızgınlıklara, en derin neşelere yer açarak...


Ve beraberlerinde sürüklüyor peşlerinde her kim varsa...Güzel manzaraları ekletiyorlar hayatın karelerine...Sen içine girip onunla hem ne kadar güzel bir şeye sahip olmuş olmanın,hep de ne kadar güzel şeylere sayesinde tanık olmanın tadını çıkarıyorsun.




Biz böyle hisseden bir dolu annenin içinden 5 i fikrimizin tutkusuyla meleklerimizi bu Cumartesi bir araya getirdik.


Birbirini daha önce hiç görmemiş ama yakınlıkları bir minik avuç içi kadar uzak olan 5 tatlı balık,ve yine birbirini hiç görmemiş ama aynı hormanal seviyeden nükseden muhabbetleri ile çok önceleri tanışmış kadar birbirine yakın 5 anne!



Mekanımız Benan ın tavsiyesi ile Bread's, Daha önce hiç gitmediğim ama bundan böyle çocuklar için ayırdıkları bu devasa temiz alan sebebi ile çok takdir ettiğim ve ileride çok sık uğrayacağımızı düşündüğüm bir mekan


Diğer şubelerinin durumunu bilmiyorum, ama Beylikdüzü ve civarında oturan annelere çocukla rahatça kahvelerini içebilecekleri,hatta kahvaltı veya yemek ekleyebilecekleri bir mekan olarak şiddetle tavsiye ediyorum.

http://bebekligezmeler.blogspot.com/ a yazdığım bir yazı ile pek yakında yayınlayacaklar.



Önce 22.ayında Ateş,ardından biz,ardından 19.ayında Elif Minel ve en sonra 21.ayında Durunun gelmesi ile tamamlanan grubumuzun tek eksiği Rüzgarla aynı ay ve yıl doğumlu Eylül biraz burun akıntısı sebebi ile yalnızca annesini göndereceğinden çocuklar çoktan birbirlerine seslenmeye başlamışlardı bilee....











Bu fotoğraf için özellikle benim bir dk.yerinde duramayan oğlum başta olmak üzre tatlı balıkları çubuk kraker zoru ile masa başına oturttuk :)














İlgiler en fazla 5 dk idi her yöne yalnızca birbirleri dışında!













Rüzgar bir ara masanın üzerine tırmanmaya da yeltendi,sonra Minel in uslu hanım hallerinden utandı sanırım:)















Durumuz çok güzel,tane tane konuşan 22 aylık bir kızdı.


Ve çocukların elektroniklere merakı her dönem taze kalıyor olmasının Naciye nin bizimkilerden farkı açık prof. makinası ile ilgilenerek kanıtladı.














Kalpleri minik kareler sıcactıktı,iki kelam ediyorsak diğer yanda 3. cümlemiz ^şuna bakarmısınız ^ la
başladı.













Dediğim gibi 6. dakikada artıkmasa başında en usluları Minel dahil kimse yoktu.




















Yine 3.kelamda şunlara bakarmısınız dediğimiz bir anda benim kuduruk oğlum Minel kuzuyu öpüyordu.

















Cidden yer geniş,temiz,eşyalar yeni ve çocuklar için gayet güvenliydi.



Ogün havanın eksi derecelerde seyretmesi her ne kadar ısısını biraz düşük tutsa da çocukların aşırı hareketi onları sıcak tutmaya yetti.











Hareketten kastımız :)

















İlk buluşmanın dışarıda olması karalaştıran biz anneler için bizimde bir kenarda kahvelerimizi yudumlayabilmemizi sağlayan en iyi yer olduğu kesindi.

















Ateş ve Rüzgar ın, Duru ve Minel e eşit hemcinlik sayıları bence Eylül ün gelipte kızların bir fazlalaşmasıya daha dengeye kavuşacaktı!



Lakin erkeklerin doğasında biraz daha hareketli,biraz daha hoyrat biraz daha canavaaarus olmaları Minel ile Duru' yu başlarde epey bir seyre daldırdı.










Biz Anneler mi?



Önce de dediğim gibi hormonlardan mı?çocuklarla yaratılan ortak paydadan mı?Kadın ve anne olmanın dayanılmaz güzelliğinden mi hiç susmadık!



Konuşacak paylaşacak çok şey ve paylaşıma açık 4 güzel anne vardı.



















Minel imiz baştan annesinin dizinin dibinde ayrılmayınca Nurcan epey bize biz ^^biraz çekingeniz^^ reklamı yapsa da :) gördüğünüz gibi kendileri son karelerde topların içinde kuduracak,kendi başına erkeklerin arasına korkusuz dalacak kadar açılmıştı!
























Bu da bana ilk buluşmadan ve daha onları bir araya getirmek dışında pek birşey yapmadan bile yaptığımız bu güzel işin amacına ulaşacağı sinyalini verdi.









Rüzgar Rüzgar Rüzgar...
Ben bişey demeyeceğim benim bir dk yeryüzüne inmeyen balığım için,


Daha girdiğimiz andan itibaren kardeş lafı diline dolandı kaldı.


Bir dk içerisinde mekanın her yerinde görüntüleri alındı.


Arkadaş canlısı,ip cambazı,kardeş delisi,oyunlaarın hiper aktivitesi!

Sabırlar dilendi bana ,bende annanesi can hatunuma!












O gün gerçekten diğer meleklerin arasında olmak mutluluk indirdi benim can oğlumun kalbinden avuçlarına!

















Kadın olmak,kız çocuk olmak başka birşey dedirtti!


Kadınlığımızın verdiği özel yürekliliğimizle birleştiğimiz o günde kızların o naif,gizemli,öylesi dayanılmaz güzelliği,kadın olmamdan mutluluk duyurdu bana!




Rüzgar la gelen hayatta yine Rüzgar la gelen ,cidden yaptığımızdan çok keyif aldığım ve inşallah devamında kat be kat fazlası keyif duyacağımı bildiğim bir yenilikti gurubumuz!

Kadınların yapabilirliğinin sınırı yoktur hiç bir zaman yalnızca fikrin ruhlarına uyması yeterlidir!

Bizde biraz balıklar,biraz kendimize benzeyen annegüdülü arkadaşlıklar için kurduk bu grubu!

İnşallah devamında biraz daha profosyonelleşmek için evlerimizde bir anne gelişimi eğitimli abla eşlik edicek onlara! Bize eksiklerimiz veya fazlalıklarımızı göstermek,onlara ise bir araya gelmemelerinin hat safhada faydasını yaratmak için!

Ordan ayrılırken Rüzgar ın verdiği telaşla alelacele ayrıldığım arkadaşlarıma da bir hafta söylemek için bekleyemeyeceğim bir telaffuz gönderiyorum:
Tanıştığımıza çok mutlu oldum!

En yakın zamanda görüşmek üzre!

Ebru













25 Şubat 2011 Cuma

Anılarımda Annelerin Dünyası!

Anı...

3 harfte hapisolmuş, hayatımın geçmiş,birikmiş,özgün,taklit, gerçek yalan,iyi veya kötü yanı...

Kafanda iplere asılı fotoğraflar gibi mandallanmış.

Çıkar cebinden bir sıkıcı halk otobüsü maceranda gözlerini bir yere kilitle,al onları git uzak bir yere...

Zaman kifayetsizleşsin...

Bazen sırası dediğinde yine çıkar çantadan,arkadaşlarla paylaş,hüzünlen gurur duy veya dibe git yavaş yavaş...

Anı biriktirmeyi hep sev ,sana kalacak senin olacak ve seninle ölüme gelecek tek yetkinliğin zayıf insanlığında...

İçindeki karalerin her birine inançlarını,kıskançlıklarını,huzurunu,hüznünü, gururunu sakla...

Ve yine çekip mandalını fotoğrafın dön geri bak senlik senden anlara!

Dün yüreklerine kalemlerinden uzanan paylaşımlarından ulaştığım Annelerin Dünyasına bir yazı atmıştım...Onlarda Misafir Anne olarak biraz bilinçsiz yaptığım paylaşımı blogda değerlendirip bana keyif verdiler...

Ama dahası bizimle yazarmısın diyerek,Buket UZUNER in "Anne olan ile olmayan arasında bir ERKEK ve bir KADIN kadar derin bakış ayrıcalığı vardır" dediği gibi muazzam seviyede dahil olunası yazar gruplarına dahiliyat edvali ile bana bonkörce bir gurur verdiler.

Al dediler oyna kelimelerle..Yaz kendini,kimi,birilerini,bişileri,anne yüreğinden...
Bu benim nefes alışımdı,ne yapabilirsem yaparım dedim güzel,büyük mutlu bir nefes aldım...

Teşekkürler Birben Hn. ve Annelerin Dünyası...O anlatılamaz çelişkileri sırtında, melekleri kucağında yüreği ile savaş harbi yaşayan bende varım diyen kadınların dünyası....

Duramıyorum aslında meselem yazımı eklemek!Ama işte benim gibi yazma arsızına biraz had gerek!

Anı ile giriş neden!Benim için güzel bir kare çektiler bende hafızama iliştirdim.Çıkarıp bakınca o karede pek sevinçliyim...

Bu sebepten

Tüm annelere sevgiler...

EBRU
*****************************************************************************
Gençlik,belki de algıda geçlik
http://annelerindunyasi.blogspot.com/ 24.02.20011

Bu sabah benden çokça genç bir arkadaşla lakırtı ederken hatırladım…Gençliği…
Bilmem daha 28’ ler de seyrimden mi yoksa 40 ı müteala yapmak için kendimce milat belirlememden mi gençliğimin neresinde duruyorum çıkaramadım.
Ki bu sabaha kadar da son 10 gündür mütemadiyen afyonumla haşır neşir saatlerde bir yorgunluk,bir derinlik evet muazzam bir derinlik hissediyorum.

E hadi devamına da bakayım derseniz =

23 Şubat 2011 Çarşamba

Rüzgarın Hayvanat Dünyası...



Hayvanların cinsine göre karakterleri vardır,
Bu benim çocukluk tezim


Köpekler sadık,ılımlı,sevimli,
Kurbağalar kontrolsüz,kuşlar mesafeli
Böcekler sinsi,kediler kötüüüü


Rüzgarın bloğunda bu ibareler,


Neyleyim en önemlisi samimiyet onla aramızda
Ve bunlar belki hiç itiraf etmediğim en içten
düşüncelerim aslında!

He zaten Rüzgar yaşına girdiği ilk zamanlardan beridir kendi fikrini beyan etmiş durumda!!!

Hayvanlar ses ve görüntüleri ile korkup yine de dokunmak istedikleri ile korkusuzca sarmaş dolaş oldukları olarak ikiye ayrılmışlığın dışında onun yekpare arkadaşları...




Hayvanat bahçeleri çoğalmalı bu bir ihtiyaç
Gerçekten dünyayı keşfeden miniklerin
en zaruri ihtiyacı.
Hareket eden vücut ısısı olan çizgi kahramanvari ,çeşit çeşit renkte,taklit edebilir seste minik zihinlerin için inanılmaz gelişimtrak dünya
ya şehre kmlerce uzakta,ya da bakımsızlıktan harap ve atışmışlık hissi veren bir alanda olmamalı!!!


Biz en azından sahilde kendince bir hayvanat bahçesi oluşturmuş özel bir işletmenin çakma telleri arasından Rüzgar ın zihnini kitapta gördüğü resimlerden gerçeğe taşıyabiliyoruz.

Üü-ü-ü- diye taklit ettiği horozu dinliyoruz pürrr dikkat,tavus kuşunun minicik bir kafası olduğunu teşhis ediyoruz,pelikanları bacaklarının bedenlerinin 2 katından çok olduğunu,kimin ne yiyebildiğini,suyun altnda ördeklerin ayak çırpma hareketlerini izleyebiliyoruz.




Hayvan sayısı cinsi sınırlı belki,
çok daha fazlasını hakediyor çocuklar...
Ama bir pazar sabahı Rüzgar ı mutluluktan çığlık attırmaya yeterli!
Onun küçük dünyasında sevinmeler kolay çünki!
O sabah kumsala karşı kış güneşine münhasır güzel bir kahvaltı edip,Rüzgarla tekne ile getirilmiş sandıktaki balıklara dokunarak denizden,kuğunun güzelliğinden,horozun gür sesinden,tellerin arasından mısıra uzanan gagaları ile nasıl yemek yediklerinden konuştuk.






Uzun uzun izledik
O aklına notlar aldı,
Sonra çıkarıp çıkarıp bize hatırlattı,
Diğer çocuklarla çoşkularını paylaştı.
Kapının önünde her sabah oynaştığı köpeğe anlattı.
O ona ü-üü-ü-ü,bizim isimsiz büyük kalpli sokak köpeğimiz hav hav yaptı...









Hayat onunla çizgi film gibiydi.



Rüzgar yine bir Pazar gününe keyifler katan dünyamızın yek paresiydi...



Şimdiden havalar ısınınca 1 dk evde durmamayı aklıma koydum...

Çünkü dışarıdaki gerçek dünyayı tanımak Rüzgar ımızın en büyük eğlencesiydi.

Seni çok seviyoruz Balığım...

Annen Ve Baban











20 Şubat 2011 Pazar

BAS-SET!!!!!!

Fazlaca oyuncak almayacağım,ona bir oyuncak dünyası kurmayacağım derdim hep,tahta kaşıkla,kağıtla eldekilerle oynayarak, doluyu boşu,içerisinden geçer geçmezi,eşleşmeyi vesaireyi kendisi etafında yaşamsal materyalerden öğrensin derdim.

Anlıyorum ki şimdi biraz çağın gerisinde düşünüyormuşum,aslında dahası pek oyuncak dükkanı gezmiyormuşum.

Şimdi ayıklama metodu ile bazen hangi gelişimine faydalı kılı kırk yarıp seçerek,bazende çok ilgisini çeken bir şeyi sadece nesinden etkilendiğini deneylemek için alıyoruz.

İkinci alışveriş hali genelde Rüzgar la çıkılanlarda söz konusu oluyor.Şahsen inanılmaz faideli ama lezzetsiz gibi görünen bazı yiyeceklerin ancak dikkati çekmek için beyne beyan edilince alınması gibi,
Rüzgar koşup bir helezona veya tahta puzzle sarılmıyor.Annesi çağırıp dikkatini yöneltince ilgileniyor.
O daha çok enterasan işlerin peşinde...Kocaman bir mıknatıs tahtasındaki harflerden,devasa kamyonun küreğine,uzaktan kumandalı akülü arabanın kumanda paneline gibi...
Biraz daha ebeveynli ve ebeveynsiz oynanan eğitsel materyaller; ya internette araştırmalar,okumalar,montessori kaynaklı sitelerden veya kardeş bloglardan,yada böyle Rüzgar ın ilgisi başka yönde iken görevli ile ortak çalışma usulü ismi iletilerek direk hazır teminden alınabiliniyor.

Ve geçtiğimiz Cumartesi Pilsan ın Beylikdüzünde hemen hemen İstanbulun en büyük oyuncak dükkanlarından olan Toy city sine gittik teyzesiyle.
Amacım daha çok baharı karşılamaya hazırlanan yanar döner kış güneşi günlerinden gittiğimiz kahvaltılar sonrası Pazar günleri Rüzgarı kendi bisikleti ile tanıştırmaktı.

Dayanamayan ananesi ve dedeside gideceğimiz öğrenince 10 dk sonra yetiştiler.

Her ne kadar onlar akülü araba taraftarı olsa da,BABBA-Cİİİ hareket kısıtlaması istemediğinden illaki pedallı bişey bakalım dedik.
Kafamıza göre bişey bulamadık,akülü araçlarda sabit duruş Rüzgar ı mutlu etmedi,inip kumandasını almak istedi,bisikletler aşırı şaşalı tenteleri ve kötü renkleri ile bir hayli hantaldı.

Ama cidden fabrikasının yine Beylikdüzünde olduğunu bildiğim Pilsan ın tek büyük mağazasında her marka,her amaç ve her yaş için herşeyi bulabilmemiz mümkün.
Mağazanın içerisinde de bir oyun alanı yaratmışlardı bu son gidişte,scooterdan tramboline,salıncaktan tırmanma evine,kaleden basketbol filelerine ferah bir oyun ortamı...
Ayakkabılarımızı çıkartıp giriştik Rüzgarla...

Dayanamayıp Ananesi de bize katıldı.Ve Rüzgar belki daha önce bir kaç kez babasından ötürü yalnızca telaffuzunu duyduğu basketbol olgusu ile tanıştı.

Ben boyuna uygun fileye ilk atışı yapıp basket diyerek çekildim...

Rüzgar gelip yerden en büyük topu seçti,minik avuçları gıdısına gelecek kadar topu kaldırdı attı ve kelime BASSET !!!!!!

Benim bravo ile alkışlarım,onun alkışları,sonra nerede ise yarım saat kadar oyun alanında ne salıncağa ne onun tabiri ile KA-KAY a bakmadan,bassetle geçti...O kadar keyif aldı ve o kadar çok oynadıki evimize bir pota almak kaçınılmaz oldu...

Rüzgar ı zorla oradan çıkaranda mini potaların olduğu alana yönlendirmek oldu.

Bu arada artık bu kel çocuğun büyük satışları bulan lisanslı ürünleri Rüzgar ın da çoktan dikkatini çekmiş olmalıki,bir kaç yerde gösterdiğimiz Resmi ile Cailou,Rüzgar ın KAYYI nidaları arasında aldığımız potada arkadaşı oldu.



Çıkışta maça giden babaci den ötürü gecesini de bizle geçirecek DUGGU teyzesi ile A-ABAYA atlayıp bol sisli ve karanlık havada kestirmece olsun diye evimize Ukra City nin şantiye yolundan pür dikkat gelmekte bize action oldu.



Rüzgar öğleden sonrasını Smart Play oyun alanında,sonrada nerede ise 1,5 saat Toy City de BASSET te geçirince eve uyur şekilde çıkardık,bir daha uyanmayınca inek sütüne henüz sempati duyamadığından uykuda bir biberon mercimek çorbası ile akşam yemeği yaptırdık.




Hımm bu arada en başta bahsettiğim gibi şimdileri dizmekten çok keyif aldığı tahta halka yerleştirme bloğunu da ben sepetimize atmıştım,hani şu ilk etapta gözüne çarpmayacak olanlardan...

Cidden tahta oyuncaklara bayılıyorum...Dokuları işlevleri sanki oyuncaklara karakter katıyor gibi geliyor her seferinde...



Daha önce Fisher Price
Numaralı Kaplar almıştık ama bu tahta halkalar Rüzgarın çok daha fazla dikkatini çekti.Bu dönemde sizlerle yine paylaşacağım üst üste dizme kutularımız gelene kadar bu materyaller 18 aya kadar önemli!

Ve dedim ya nereye koysam renk katacak kadar da keyifli!



Pazar günü Rüzgar her zaman yaptığı gibi bir beni bir babasını kolundan tutarak odasına çağırıp OTU OTU diye direktif verince yeni oyuncakların onu ne kadar motive ettiğine onun kendi mabedinde hayır kelimesini duymadığı,hiçbirşeyi kırmaktan korkmadığı kendi dünyasında ne kadar mutlu olduğunu gözlemledik.


Bu ara sandıktan tekrar çıkardığımız,resmini atmadığım Rüzgar ın çok sevdiği
Playskool Yaramaz Toplar...
ilk adım atarken Rüzgar ı oraya buraya koşturması,renkleri tanıtması,hava ile nesnelerin hareketine tanık ettirmesi ile ikinci kez keyifli bir oyun arkadaşı oldu.
He birde top dışında içine ne atılabilir?Rüzgarı bu konuda da "eline ne geçerse" tezi ile ihtisas sahibi oldu.


Ve artık anladımki benim hiçbirşeye oyalamadığım oğlum artık kendine oyun dünyası yaratıyordu.
Kah oyuncaklarına,kah evin her yerinde ilgisini çeken karıştırmalıklara bazen de babası ile şu an çok ilgisini çeken bir kaç kitabına dalıp çocukluğunun keyfini yaşıyor yaşatıyordu.


14 aylık küçük bir adamdı balığım...
Oyunları ile hayatımızın tam orta yerinde lezzetli bir şekilde duruyordu.
Seni çok seviyoruz annecimmm
Ebru

15 Şubat 2011 Salı

20.Anne Bebek Çocuk Fuarı (17-20 Şubat)



Yeşilköy fuar alanı 9-10-11. hall da ...

Hem siteden geçen yılın resimlerini hem bu yılın katılımcı firmalarını inceledim.

Hemen hemen tüm markalarla haşır neşir oldum sanıyordum ama daha acil durum anında çekiçlenecek akla zarar bir dolu firma varmış.


Şimdiden önceden incelemek üzre web adresini ilgimi çeken resimlerden not aldım.

Darısı inşallah aksilik olmazsa hafta sonu bizzat görecek olabilmemin başına....


EBRU




14 Şubat 2011 Pazartesi

Çocuktan sonra yaşam varmı? ...by Alternatif Anne

Bloglar arası denizdeyim yine...
Son günlerde en sürratli ilerleyen hastalığım bu...
Alıp başımı gitmek gibi...
Kendini nereye gittiğini bilmediğin bir trenden diğerine aktarmak gibi...
İnanılmaz ruha şifayen bir psikolojik durum bende ....
Tanıştıkları,karşılaştıkların,danıştıklarım ve dahasından bahsedeceğim bir günde belki bir kaç blog yazısıyla
Ama bu yazı benim içimden geçip gidiyor gibi...

ALTERNATİF ANNE







den alıntı bir yazı....



Alternatif Anne kim ? Takipçisi olduğum http://ruzgarestiustume.blogspot.com/ sitesinin sahibi Psk.Iraz Toros Suman ın da araladında yazar olarak bulunduğu psikolog annelerinin çıkardığı bir e-dergi...

Sanırım sağlamda bir okurları oldum...Çünkü çok yerde cidden doğruca ve samimice klişelerden uzak kendimi buldum...

Soru bu ....

Çocuktan sonra yaşam var mı? Çok sertçe bir tokat gibi önyargılara bağ bahçe kuracak şekilde geliyor değilmi?


Anlattığı şey ağız dolusu gerçek annelik güdüsü....


Doğduktan sonra bu iş bana göre değilmiş demenin namümkün,yaşarkende mutluğunun fevkalede olduğu enterasan duygu ANNELİK...


Bence...

Buyrun....

(Bu arada tabloları ben ekledim,bir ara bloga eklemek için can atıyordum çünki
Gustav Klimt in çok yerde görüyordum...Kapalı gözler ve uyku pozisyonları süpper)






Çocuktan sonra yaşam var mı?

Pazartesi, 07 Şubat 2011 20:41 irem erdilek
İnsan bir kere anne-baba mertebesine ulaştıktan sonra geri dönüşü olmuyor. Bir zaman sonra bunalıp sıkılıp 'yok ben yapamayacağım, bu görev bana ağır geldi, kendime vakit ayıramıyorum, teşekkür ederim ama ben almayayım, üstü sizde kalsın' diyerek iade edecek halimiz yok çocuğumuzu!

İşte bu noktadan sonra aklıma yeni bir soru geliyor:

İnsan çocuğu için mi yaşamalı sadece? Daha açık sorayım;

Hayatının merkezi çocuk mu olmalı yoksa anne-babaya ayak mı uydurmalı çocuk?

Tamam biliyorum ‘denge'den bahsediyoruz hep. Evde denge, ilişkilerde denge, disiplinde denge… Peki konu çocuklu hayat olunca dengeli miyiz? Yoksa ‘çocuğum da çocuğum!’ durumunda mıyız? Ya nefes almak, kendinle baş başa kalmak, evin dışında çocuksuz bir kadın olabilmek, kocanın aslında sadece bebeğinin babası olmadığını anlamak, kocanın seni arzuladığını fark etmek... Bunlara da ihtiyacı var insanın. Bir anne, kadın olduğunu hatırladığında ya da yaptığı kısacık bir hafta sonu kaçamağında çocuğuna yer vermediği için kötü bir anne midir?

Düşüncesi bile bazen ürkütüyor, çelişkiye sürüklüyor. Oysa böyle olmamalı. Nerede denge? Ev dışında çalışan, bir ofis hayatı olan anneler sanırım daha kolay üstesinden geliyorlar bunların. Eve, çocuklarını özleyerek gelmiş oluyorlar. Gün içinde yaşıtlarıyla vakit geçiriyor olmanın verdiği bir rahatlama yaşıyorlar. Belki farkında değiller ve çoğu zaman 'keşke evde, bebeğimin yanında olsam hep' diyorlar ama çalışma hayatının insana başka bir dinamizm getirdiği ortada. Çocukla geçirilen zaman daha bir kaliteli oluyor sanki. İş ortamı stresin haricinde son derece keyifli olabilen sosyalleşme sağlıyor.

Çalışmayan, hayatı çocuğu olmuş bazı kadınlar tarafından eleştiriliyorum sürekli. Şikayet ediyormuşum çocuklu hayattan. Madem yapmışım çocuğu ayıla bayıla, bakacakmışım ses çıkarmadan. Çocuğum ileride bu yazdıklarımı okursa üzülür, 'annem beni istemiyormuş' diye düşünürmüş. Artık anneymişim. Ruhani bir varlığım ben anlayacağınız. Bu 'anne' olmak ne büyük bir mesele kimileri için. Bana öyle geliyor ki kadın olduklarını tamamen unutuyor bu ruh halinde olanlar. Annelik öyle muhteşem bir şey ki gözleri kamaşıyor adeta. Hep anne olmak istiyorlar. Uykusuz kalmaya madalya verilse göğüslerini gere gere taşımaktan memnun olacak haldeler. Fedakârlığın sözlük anlamı bile yetmiyor onlara. Eşmiş, dostmuş önemli değil artık. Varsa yoksa çocuklar. Başka bir konu hakkında fikirleri de kalmıyor. Dünyada neler olup bitiyor, savaş mı çıkacak, benzine zam mı gelmiş, umurlarında değil. Umurlarında olur belki de farkında değiller, diyelim. Hele hele çocuk harici bir program yapmak! Şakası bile komik değil. Böyle acayip bir şey işte annelik... Bir dönem hepimiz geçtik bu tünelden. Çabuk çıkmaya bakmalı aydınlığa. Yoksa olmayan denge yüzünden tepetaklak olur hayat!

Bir de benim gibiler var: Evden çalışan anneler. Hem şikâyet ederiz devamlı evde olduğumuz için, hem de çocuğumuzu kimselere bırakamayız. Onunla aynı havayı solumazsak yaşayamayız zannederiz. Tabi bir yandan da 'akşam olsa uyusa' diye aklımızdan geçiririz. Ama genel anlamda mutluyuzdur. Öyle hissederiz en azından. Çok yoğun olmasa da, dışarıya toplantılar harici çıkmasak da çalışıyor olmanın verdiği hazzı küçük çaplı da olsa yaşarız. Hem birisi kucağımızda çocuğumuzla gördüğünde “Eee, sen neler yapıyorsun bakalım?” diye sorduğunda gururla “çalışıyorum, evden çalışıyorum ben” diye gözümüzü devire devire cevap veririz. Bazıları kodlarımızı hemen çözer: Çocuğunu bırakamadığı için evden takılan, çalışmaya çalışan kadın. Kariyer odaklı bir hayat olmadığı belli, bizimkinin...

Duyanlar görenler 'a süper, çok şanslısın' der. Fena sayılmaz elbette ama bu sefer de şikâyet etmeye hakkımız olmuyor. Çalışan kadın yorgun, stresli... Çocuğunu görememekten bir de eve gidip iş yorgunluğu üzerine ev işi ve çoluk çocuk ile uğraşmak zorunda olduğundan şikâyet eder.

Çalışmayan anneler ise kronik yorgun. Bütün bir gün çoluk çocuk peşinde koşmaktan, ev düzenini sağlamaktan başka bir şey yapmadıkları, yapamadıkları için hem yorgunluktan hem de asosyal olmaktan yana şikâyet ederler. Oysa bizim şikâyet edecek neyimiz var? Haklılar. Herkes kendince haklı... Her işin, her durumun zorluğu başkadır. Çekmeyen, yaşamayan anlayamaz. Doğrusu çocuğu olsun olmasın, kadın, erkek fark etmez, herkesin yaşamında memnun olmadığı anlar vardır. Şikâyet eder, şükreder, değiştirmeye çalışır, kabullenir, sonra yine şikayet eder. Mutlu olmaya çalışır ama yorgundur. İsyan eder. Susar. Şükreder. Bu böyle bir kısır döngüdür.

İşte bu tespitlerim beni 'Çocuktan sonra yaşam var mı?' sorusunu sormaya itti. Bir kere kendiniz bir dengeye koymaya çalışsanız bile çevreden 'sen annesin', 'siz anne-babasınız', 'çocuğunuz var ama' hatırlatmaları yapılıyor. İyi de ben biliyorum durumu. Çocuk benden çıktı(!) Bazı hayaller kurarken, planlar yaparken dahi çocuklu olduğumuz mutlaka gözümüze sokuluyor. İnsan biraz da bencil değil midir? İtiraf edelim şimdi. Sırf kendinizi düşünmüyor musunuz bazen veya 'beni kim düşünüyor, ben neyim, kimim, kimin umurunda?' diye ağlamak gelmiyor mu içinizden? Gelmesi lazım. Normali bu. Kendimizi düşünmezsek, sevmezsek devam edemeyiz yaşamaya. Tükeniriz. Yitip gideriz.

O yüzden önce kendimizi seveceğiz, kendimize iyi bakacağız ki her
şey iyi olsun!

11 Şubat 2011 Cuma

Annemi İstiyorum...(Bir Sloganın yolculuğu)

Şimdiki yüzyılda bu tuhaf endüstrinin tekelinde,çalışma yaşamında yok sayılmış annelerin minik meleklerinin dudaklarındaki en tanıdık talep bu...

Annemi İstiyorum.


Bu bir kampanya sloganı idi diğer taraftan...En masumane ve bence en hayır denmesi güç çocuksu bir isteği dile getiriyordu.


Amaç ise cidden dediğim gibi çalışma hayatında hiçbir ayrıcalığı sahip olamayan,çoğu zaman yasal haklarına bile ulaşamayan annelerin erken doğum yapmaları durumunda zaten 16 hafta gibi biyolojik olarak çok yetersiz bir zaman diliminin doğum öncesine kalan 8 haftasından faydalanamamaları üzerine başlamış yegane güzel bir amaca hizmet eden eylemin adı...


Anneyiz.biz ve Hürriyet gazetesi yazarı 37 yaşında 3 çocuk annesi Pınar Reyhan Özyiğit in başlatmış olduğu bir kampanyaydı.


Ve amacına ulaştı.Yasa Meclisten geçti.


Artık bundan böyle dünyaya erken gelmek istemiş bakımı daha fazla sorumluluk isteyen ve annelerine son derece muhtaç prematüre bebekler çalışıyor olan anneleri ile 8 hafta daha fazla birlikte olabilecek.


Düşününce 8 hafta nedirki dedirten bu durum bir minik yürek ve annesi için o kadar önemli ki...

Bir saniye veya bir an bile o kadar değerliki...


Özelliklede anne karnında olması gereken süreyi dünyada geçirmek istemiş daha minik avuçlar için...


Burada çalışan bir anne olarak bazı şeylerinde altını çizmek, olumsuzlukların üzerinden geçmek gerekiyor.


Çünkü sabah kendi hayatının varlığına da sahip çıkarak meleğini bir başkasının bakımına emanet edip evinden ayrılan,
çocuğu ile akşam geçireceği fazladan 5 dk için bile kendini şanslı sayan
ve
aynı zamanda o evde hem bir ev kadını hemde bir eş olmaya çalışan annelerin iş yaşamında bazı yasal hakları olması veya var olan haklarına sahip çıkmaları gerekiyor.



Zaten bebeği ile doğduktan sonra maksimum 13 hafta yani 3 ay birlikte olabilen anneleri;
henüz sütten kesilmemiş dünyayı annesinin göğsü ve kolları arasında kalan güven üçgeninden ibaret zanneden bir bebeği bu kadar muhtaç bir halde bırakmanın zorluğu,
buzluk sütlerine mahkum etmenin vicdani yorgunluğu epey hırpalıyorken
birde fazladan hakkı olan izni alamama sıkıntısı,işe başladıktan sonra ilk 1 yıl 1,5 saatlik süt iznini kullanamama durumu ile epey sıkıntı bekliyor.
*Yasal olarak bizim annelerimiz de Avrupa standartlarında 2 yıl istekleri doğrultusunda ücretsiz izin alabilmeli,
*Sık sık olmasa dediğimiz hastalıklarıyla cebelleşen çocuklarının yanında olabilmeleri için biraz izin ayrıcalığı olabilmeli,
*İlk yıl çalışıyorsa 1,5 saat süt iznini haftalık toplu veya günlük halde kullanabilmeli...
*Ve en önemlisi en çok 3 yaşına getirene kadar sürecek bu durumda iş yerleri çalışan anne potansiyellerini doğru kontrol edebilmeli,bu zihniyeti devlet kontrolü oturtabilmeli....
Bir kampanya bir dünya iş başarıyor...
Umarım daha nice gerekli maddenin yanına böyle kampanyalarla tik koyabiliriz...
Annemi istiyorum demeden anneleri ile olabilsin çocuklarımız,sağlıklı olsun yarınlarımız diye...
Ebru